Türkiye’nin AB üyeliğine karşı çıkanların ileri sürdükleri bir gerekçe de “coğrafi”…
Türkiye, Trakya dışında Avrupa kıtasında yer almıyor ki !..
“Kıbrıs alıyor mu?” gibi bir soru sormayınız çünkü AB’li müttefiklerimiz Kıbrıs’a yönelik sorulardan nefret ederler, kırmayalım onları…
Boşverin Kıbrıs’ı da gelin ben sizi “AB topraklarında” gezdireyim biraz…
Yolumuz uzun, hazırlıklı olun…
AB başkenti Brüksel’den 20 bin kilometre kadar uzaklara, dünyanın öbür ucuna gideceğiz, “Avrupa kıtası dışında” hangi toprakların “AB’li” sayıldığını görmek için…
Yıllardır “İşgalci Türkiye”den söz eden işgalci ve sömürgeciler, asırlardır nerelerde, neler yapıyorlar, bilelim…
AB’li “müttefiklerimiz” Türkiye’nin “işgal kuvvetlerinden” pek sık söz ederler... Onlara sorarsanız, “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bir bölümü Türk işgali altındadır ve bu çok ayıp bir şeydir. Bu devirde böyle şeyler olmamalıdır... İnsanlara kendi geleceklerini belirleme hakkı verilmeli, onları koruyacağız bahanesiyle askerler gönderilmemeli, siyasi müdahelelerde bulunulmamalıdır. Bir devletin kendisine ait olmayan topraklarda stratejik, ekonomik, insani, tarihi gerekçeler öne sürerek varlık sürdürmeye kalkması olacak iş değildir...”
Kıbrıs’ın coğrafi konumu, oradaki Türklerin yaşadıkları, yakın tarihte olup bitenler hiç kimsenin umurunda değil... Önemli olan, “aday” Türkiye’nin de saygı göstermesi ve uygulaması gereken “AB değerleri”...
Bunları not ediyoruz...
Çok sık duyduğumuz bir başka yaklaşım :
“Türkiye AB üyesi olamaz çünkü coğrafi açıdan Avrupa’da değil sayılır...”
Gerçekten de bizim ülkenin büyükçe bir kısmı Brüksel’den kuş uçuşu tam 2000 kilometre uzakta, Asya tarafında...
Bunu da not ediyoruz.
Sormuyoruz AB’li “müttefiklerimize”, “Sizin Kıbrıs Cumhuriyeti ne tarafa düşüyor?” diye...
Gerek yok...
Bu tür değerlendirmeler karşısında bizim neye ihtiyacımız var, bilir misiniz?
Bilgiye...
AB’li dostlarımızı anlamalıyız... Onları tanımalıyız... Onların “değerlerinin” gerçekte neler olduğunu görmeliyiz...
Ne yapacağız bu iyi niyetimizle?..
Kolayı var. Açalım önümüze bir AB haritası, bakalım. Ama sakın herhangi bir harita olmasın bu, AB’nin kendi üretiminden gelen bir harita olsun ki yanlışlıklara meydan verilmesin.
Bu haritada, en azından bir bölümünde gözünüze “kapsama alanı dışında” bırakılmış Türkiye takılacak önce... “Uff be” diyeceksiniz, “Şu ülkenin muhteşemliği harita üzerinde bile ne kadar çarpıcı !..”
Bunu söylemeyin, düşünmeyin... Sırası değil, hedef bu değil... Ayrıca bunu AB’liler bizden iyi görüyorlar, bütün sorun da oradan kaynaklanıyor.
Haritaya bakışımız Türkiye için değil...
“AB’nin kapsama alanında kalan”, “AB üyelerini, AB topraklarını” tanımak için bakıyoruz haritaya, anladınız mı?
Belçika, Almanya, Polonya, Bulgaristan, Malta...
“Kıbrıs” da var ama kaydırmışlar yerinden, harita çok büyümesin, pek uzaklara gitmesin diye...
Tasarruf olsun diye kağıttan, herhalde...
Ama bu haritanın üzerinde bizim pek bilmediğimiz, söz etmediğimiz garip isimler de var!
Guyana, Kanarya Adaları, Martinique...
Guadeloupe, Asor adaları...
Cebelitarık...
Bunlar hep AB...
Başkaları da var...
Bazen Brüksel’den 10 bin, 20 bin kilometre uzaklardayız...
Coğrafyaysa coğrafya işte...
Bizim artık gözlerimizi açmamız, bu işi biraz araştırmamız ve AB’li dostlarımızı tanımamız, anlamamız lazım...
Güney Amerika’da veya Hint Okyanusu’nda AB’nin, avro’nun ne işi var?
Bu ne biçim “Avrupa”?
Türkiye neden “Avrupa sınırları dışında”, Hint Okyanusu nasıl AB içinde?
...............
Dürüstçe söylemek isterim ki Türkiye-AB ilişkilerinde bu konu yıllardır beni en fazla sinirlendiren, düşündüren ve isyan ettirendir. AB’li dostlarımla en büyük kavga konumdur bu... Ve bir gazeteci olarak Türkiye’de hiç anlatamadığım, anlatmaya kalkıştığımda “AB karşıtı Kemalist” damgası yediğim olay bu...
Kemalistliğimle gurur duyarım da AB karşıtı falan değilim kesinlikle...
Şimdi anlatayım, siz de bana istediğiniz damgayı vurun...
........
AB sömürgecidir.
Tarihten değil, bugünden söz ediyorum.
“Sömürgecilik” bir doktrindir, ideolojidir.
“Sömürgeci” ve “Sömüregecilik”; “Emperyalist” ve “Emperyalizm” ile bağlantılı kavramlardır.
Yani “imparatorluk”larla...
Sömürgecilik : “Az gelişmiş halklarla ve ülkelerle bağlantı kurarak, himaye altına alarak, onları boyun eğmeye, sadık olmaya mecbur etme sanatı...”
15. yüzyılda keşiflerle başlayan sömürgecilik günümüze kadar devam etmiş, ediyor.
Uluslararası hukukta ve antlaşmalarda yeri, yorumu, etkisi var.
Birleşmiş Milletler hâlâ uğraşıyor sömürgeciliğe son vermek, sömürgeleri kurtarmak için... AB’ye karşı da mücadele veriyor BM, aynı amaçla...
Diyorlar ki (sömürgeciler), “Sömürgeler, zengin ülkelerin kapital aktarabilecekleri en avantajlı yatırımlardır.”
Ekonomik, stratejik, ideolojik avantajlar...
Ve AB’li dostlarımızın ansiklopedilerine girip baktığınızda emperyalist sömürgecilerin listesini bulacaksınız.
Roma İmparatorluğu’ndan başlıyor, Haçlı Seferleri’nden geçip Portekiz, İspanya, Hollanda, İngiltere, Fransa, Belçika... Liste uzayıp gidiyor...
Kıskanmayalım... Bizim atalarımız bu işi becerememişler, ne yapalım (!).. Sömürgeci mirası yemek farklı bir şey, Belçika’da yaşayanlar iyi bilir...
.........
Batı Avrupalılar, 20. yüzyılın ikinci yarısında “Sömürgecilik” ifadesinden rahatsızlık duymaya başlayıp buna başka isimler vermenin yollarını aradılar.
Ve buldular.
AB’nin temelinde belirli antlaşmalar var. Roma Antlaşması, Maastricht Antlaşması, Amsterdam Antlaşması vs...
Bunlara bakmamız gerekiyor, AB’nin bugünkü sömürgelerini nasıl pazarladığını görmek için...
Aslında “sömürge” dememek lazım, ayıp çünkü, ama ben başka isim bulamadım, siz bulmaya çalışın...
“Ortak Pazar” sınırlarını görelim... Görelim kimler “ortak”, kimler “pazar”...
...............
Antlaşmalarda sömürgeler iki ayrı isim altında sınıflandırılıyor:
1 ) Çevre Dışı Bölgeler (outermost regions - Région ultrapériphérique)
2 ) Deniz Aşırı Memleket ve Topraklar (Overseas Countries and Territories - Pays et territoires d'outre-mer)
Aradaki fark şu :
Bir numaradakiler, AB’li… AB’nin parçası… Avro alanı…
İki numaradakiler AB’li sayılamıyor ama “AB üyesi devletlerin toprakları”… Dolayısıyla onlarla “özel ortaklık ilişkiler” var, “özel statüleri” var…
Şimdi bakalım AB’li sömürgeler hangileri… Biraz dünyayı gezelim…
Tam AB’li “Çevre Dışı Bölgeler”den başlayalım…
.......
Fransız Guyanası...
Avrupa’da değil, Güney Amerika kıtasındayız !..
Brezilya’ya komşu, Atlas Okyanusu sahillerine bakan bir... Fransız sömürgesi... (Hay Allah! Başka bir sıfat bulamıyorum bir türlü...)
Fransızlar da artık “sömürge” demiyorlar...
“Deniz aşırı Fransız eyaleti...”
Amazon ormanlarının bir parçasını oluşturan, Brüksel’den 7-8 bin kilometre uzaktaki bu topraklar AB’nin...
Para birimi de avro...
Fransa’nın, İkinci Dünya Savaşı sonuna kadar “zindan” olarak kullandığı, “Kelebek” romanından tanıdığımız, yüzde 97’si ölen veya öldürülen 70.000 mahkumun gönderildiği bu topraklarda bugün 80 ülkeden gelen 250.000 kadar “AB’li” yaşıyor.
Resmi lisan tabii ki Fransızca...
Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy...
Bu bölgenin gerçek yerlileri onbinlerceymiş, birkaç yüz kalmışlar ve bu insanlar halen mülk ve toprak haklarını elde etmenin mücadelesini sürdürüyor ancak avuçlarını yalıyorlar.
Milattan 10 bin yıl önce buralarda yaşamaya başlamış yerlilere “Amérindien” diyorlar, “Amerikalı yerli” gibi bir şey…
Onların nesli tükenmiş, tüketilmiş...
AB’nin “Sivil Uydu Merkezi” burada...
86.500 kilometrekare...
Mukayese etmek isterseniz, Kıbrıs’ın tamamı 9.250 kilometrekare...
...........
AB yolculuğumuza devam edelim...
Guadelupe...
Brüksel’den 7.000 km , ABD’den 950 km mesafede...
8 ada ve çok sayıda adacık...
1.628 kilometrekare...
AB ve avro alanı...
Christophe Colomb’un 1493’te ulaştığı bu adalar, 16. yüzyıldan itibaren Fransızlarla İngilizlerin savaş alanı olmuş. 1816’dan beri Fransız sömürgesi...
Nüfus 450.000...
.......
Az ötede... bir başka turizm cenneti...
Martinique...
17. yüzyıldan beri Fransız sömürgesi...
1.128 kilometrekare...
Nüfus 400.000
AB ve avro alanı...
Bu adalarda yüzyıllarca yaşamış, sömürgecilerin kölesi olmuş yerliler artık hemen hiç yok.
Sıkıldınız mı Güney Amerika kıtasından...
AB’nin toprakları, karasuları çok geniş...
Haydi, Hint Okyanusu’na gidelim...
..........
Reunion...
Afrika kıtasının altında, Madagaskar yakınlarında, Okyanus’ta bir volkan adası...
AB ve avro alanı...
2512 kilometrekare... 800.000 nüfus...
17. yüzyıldan beri Fransız sömürgesi...
10 – 15 bin kilometre, Brüksel’den çok mu uzaklaştık?..
Dönelim biraz daha yakınlara...
........
Asor adaları...
Portekiz sömürgeleri...
“Özerk bölge”..
AB ve avro alanı..
2.333 kilometrekare..
250.000 nüfus...
300 yıldan fazla süredir sömürge...
ABD üsleri de var buralarda... Zaten pek çok AB sömürgesinde ABD üsleri, askerleri var...
......
Madeira...
Atlantik Okyanusu....
797 kilomterekare... 275.000 nüfus...
AB ve avro alanı...
.....
Atlantik Okyanusu...
Afrika sahilleri...
Kanarya adaları...
15. yüzyıldan beri İspanyol...
7.447 kilometrekare... Nüfus 2 milyon...
7 ada ve çeşitli adacıklar...
Afrika Birliği, Kanarya Adaları’nın “yabancı güçler tarafından işgal altında olan Afrika toprakları olduğunu” söylüyor ve İspanyollara “işgalci” diyor...
AB bu yaklaşımı çok ayıplıyor ve reddediyor...
..........
Amsterdam Antlaşmasının 299-2 maddesinde resmen tanınan bu AB topraklarına baktığınızda sadece toplam 4 milyon nüfus ve birkaç bin kilometre kare arazi görmeyin... Bunlar sayesinde AB, dünyanın en geniş karasularına sahip... 25 milyon kilometrekare...
Bu AB yörelerindeki doğal kaynak ve zenginlikleri ben size anlatmayayım uzun uzun... Altın, şeker pancarı, kahve, kakao, muz, deniz ürünleri...
AB alanı olduğu için malların ve sermayenin serbest dolaşımı elbette tam...
İnsanların serbest dolaşımıysa nedense pek kısıtlı...
AB’lilere sorarasanız bu “verimsiz ve sorunlu arazilerde” yaşayan zavallı, fakir, işsiz insanlara yardım tek amaçları...
Bu insanların neden zavallı, fakir, işsiz kaldıklarını sorgulamayın sakın...
Bu bölgelerdeki askeri üsler, işgal kuvvetleri, nükleer denemeler hakkında sorular da sormayın...
Bunlar hükümranlık hakkının getirdiği şeyler...
Bu yörelerde gerçekten yaşayan insanların isyanlarını dinlemeyin bile...
Onların da uymaları gereken “AB değerleri” var, acımayın...
................
Gelelim iki numaraya...
“Deniz Aşırı Memleket ve Topraklar”…
Burada durum iyice vahim ve karmaşık...
Zaten öyle olduğu için ayrı bir kategori söz konusu...
Bu “memleket ve topraklar” AB üyesi bazı ülkelerin hegamonyasında, onların malı ama AB bünyesi dışında bırakılıyor.
“AB üyesi olmayan ama AB üyelerine ait olan topraklar” bunlar...
AB 50 yıldır bunları hedef alan, 10’ar yıllık “ortaklık rejimleri” belirliyor. En son 2001’de yaptı, 2011’de bir daha yapacak. Amaç, “bu alanların ekonomik ve sosyal gelişimine katkıda bulunmak, ekonomik güçlü bağlar oluşturmak”...
İngiltere, Fransa, Hollanda ve Danimarka’ya bağlı, dünyanın dört bir köşesindeki 20 kadar ada ve “bağımlı mikro devlet” söz konusu...
Bunlar “anayasal” olarak bir AB ülkesine bağlılar, bağımsız değilller...
AB’lilerin bu toprakları tam olarak bünyelerine alamamalarının ana nedeni, çok sorunlu, tartışmalı, kavgalı alanların söz konusu olması... Bazıları Birleşmiş Milletler’in “sömürge olmaktan kurtarılacak topraklar” listesinde yer bulması...
Burada bir parantez açalım. AB’nin çeşitli isimler vererek “kıvırttığı” sömürgelerine BM “sömürge” demekten çekinmiyor... BM’nin 1960 sonunda aldığı bir kararda, sömürgeleştirilmiş ülkelerin ve sömürülen halkların varlığına son verilmesi hedefleniyor, çeşitli önlemler alınıyor. Bugünkü aşamada, BM’nin belirlediği, “sömürgelikten kurtarılacaklar listesi”nde, AB antlaşmalarında, “AB toprakları” diye yer bulan bölgeler de var... Örneğin, Yeni Kaledonya, Türk Adaları, Bermuda...
Daha da beteri, BM’nin bu listesinde AB içinde, “AB’nin tam üyesi” topraklar da var...
Bunlar dışında, AB’nin “AB toprağı” dediği birçok sömürgeleştirilmiş bölgenin insanları ve yerel yönetimleri de BM’nin bu listesine dahil edilmenin zorlu mücadelesini sürdürüyor.
Şimdi dönelim AB antlaşmalarındaki iki numaralı sömürgeler kategorisine... İngiltere, Fransa, Hollanda ve Danimarka’ya “anayasal” olarak bağlı topraklara...
Buralarda yaşayan insanlar bağımlı oldukları ülkelerin vatandaşı sayılıyor ama hepsine sömürgeci ülkelerin pasaportları verilmiyor... Çoğu da bunu istemiyor zaten...
Bütün bu bölgelerin doğal zenginlikleri yanısıra AB için oluşturdukları müthiş bir pazara dikkat çekmek gerekiyor.
AB, bu yörelere mallarını bol bol pazarlıyor, oralardan gelecek ithal mallarına ise bol bol kotalar koyuyor. (Bu durum size bir şeyler hatırlatıyor mu?)
.....
İngilizlerden başlayalım. Bu sömürgelerin hepsi Kraliçe II. Elisabeth’in malı, Londra hükümetinin yönetiminde:
Anguilla (Antigua) : Kuzey Amerika ile Güney Amerika arasındaki, İngiliz, Fransız, ABD sömürge adalarından biri... Brüksel’den veya Londra’dan 4-5 bin kilometre uzakta, 15 000 kişinin yaşadığı,100 kilometrekarelik bir ada...
Milattan 600 yıl önce buralara yerleşmiş Arawaks yerlileri 1650 yılında adayı işgal edip sömürgeleştiren İngilizlere köle oldular ama hiçbir zaman tam anlamıyla havlu atmadılar. Bağımsızlık mücadelesi günümüze kadar sürdü. 1967’de, referandumla, yüzde 99’la tek taraflı bağımsızlık ilan edildi. 1969’da, bu kez İngilizlerin düzenlediği referandumda, yine aynı ezici çoğunlukla bağımsız cumhuriyet ilanı söz konusu oldu. İngilizlerin adaya gönderdiği “müzakereci” sınırdışı edildi. Bundan birkaç gün sonra Londra oraya paraşütçülerini gönderdi, ada İngiliz Kraliyeti’nin deniz ve hava kuvvetlerinin işgali altına alındı.
İşgal kuvvetlerinin amacı, “adayı düzene sokmak” olarak açıklandı. Yerliler pek tepki gösteremediler, sadece İngiliz askerlere tükürmekle ve hakaret etmekle yetindiler.
Anguilla, uzun bir karmaşanın ardından, 1980’de resmen sömürge oldu.
.....
Bermuda adaları: Aynı bölgede, 360 kadar ada ve adacık... İngiliz Kraliçesi’nin hükümranlığında... 53 kilometrekarede 80.000 kişi yaşıyor. İngilizler 1600’lü yılların başında, Afrika’dan da getirdikleri kölelerle buraları işgal ettiler, aynı yüzyılın sonuna doğru sömürgeciliklerini resmileştirdiler.
Bankaların ve finans kurumlarının bolluğu, bu adaların “Atlantik’te küçük İsviçre” olarak adlandırılmasına yol açıyor. Dünyanın en zengin insanları arasında bulunan, yüzde 60 kadarı siyahilerden oluşan ada sakinleri 60’lı yıllarda yapılan bir referandumda İngiliz bağımlılığını tercih ettiler ama Bermuda, BM’nin “sömürgelikten kurtarılacaklar” listesinde yer alıyor.
........
Türk ve Caicos adaları:
Aynı bölgede, 50.000 kadar insanın yaşadığı bu İngiliz sömürgesi adaların isminin nereden geldiği pek belli değil... Bir “kaktüs” ismi olduğu söyleniyor. “Türk” olduğuna göre daha sempatik bir çiçek ismi bulamazlardı zaten...
1973’te İngiliz sömürgesi olan 500 kilometrekarelik bu adalarda ABD’nin büyük yatırımları var. Kullanılan para birimi de ABD doları... BM’nin “sömürgecilikten kurtarılacaklar” listesindeki bu topraklarda yaşayan 30.000 kadar nüfus Kanada’yla bütünleşmek veya bağımsızlık beklentisinde...
.......
Falkland Adaları...
Güney Amerika’nın altlarında, Arjantin sahillerine 600 kilometre , Londra’dan 12 bin kilometre mesafedeyiz... 2.000’i İngiliz askeri olmak üzere 30.000 kişi yaşıyor adalarda... Hatırlarsanız, 1982’de İngiltere ve Arjantin bu adalar yüzünden resmen savaşa girmişlerdi. İngiliz ordusu kazanmıştı bu savaşı... Ciddi bir kriz yaşanmış, 1000 kadar asker ölmüştü. Arjantinlilere göre, “Çelik Bilek” Margaret Thatcher’ın petrol ve maden ocakları savaşıydı bu... İngilizlere göre “ulusal onur savaşı”...
......
İngilizlerin Hint Okyanusu’nda adaları var, binlerce asker barındırdıkları...
Antarktika’da, Güney Kutbu’nda, 200 kadar insanın yaşatıldığı 1,7 milyon kilometrekarelik alanları var... Bu, uluslararası hukukta tartışmalı bir başka “işgal”...
Londra’dan 15-20 bin kilometre uzakta, Büyük Okyanus’ta Pitcairn adası var, Kraliçe’nin... Karaibler’de Cayman adaları var... Saymakla bitmiyor da AB’nin resmi kayıtlarında İngiltere toprakları gözüken bu kategori 12 bölge...
.....
Bir de Cebelitarık var ki ayrıca söz edeceğiz...
.....
Gelelim Fransızlara...
Yeni Kaledonya...
19.000 kilometrekare... 235.000 nüfus... 1853’ten beri Fransız sömürgesi..
.
2014-2018 arasında bir referandum yapılarak, son 10 yıldır sözü edilen bağımsızlık konusunda halkın görüşü istenecek. Yeni Kaledonya, BM’nin “sömürgecilerden kurtarılacak topraklar” listesinde yer alanlardan...
.....
Polinezya....
Büyük Okyanus’un göbeğinde, Tahiti ve Markiz’in de dahil olduğu, 260.000 nüfuslu, 4.200 kilometrekarelik adalar grubu...
19. yüzyıldan beri Fansız sömürgesi...
Fransızlar bu bölgede 1966’dan beri, büyük tepkilere rağmen 150’si toprak altında olmak üzere 200’e yakın nükleer bomba denemesi yaptılar.
......
Fransızların başka sömürgeleri ve bu arada Antarktika’da, Güney Kutbu’nda da elde tutmaya çalıştıkları 432.000 kilometrekarelik Adeli toprakları var, Oralarda, penguenler ve foklarla birlikte 33 kişi yaşatıyorlar..
.....
Hollanda’nın Atlas Okyanusu’nda Antil adaları... 1.000 kilometrekarede yaşayan 260.000 insan bağımsızlık istemiyor, Kraliçe Beatrix’in hükümranlığında kalmayı tecih ediyorlar.
Yine Hollanda’nın, aynı bölgede, Kuzey ve Güney Amerika’nın buluştuğu sahillerdeki Aruba adasında da, 193 kilometrekarede yaşayan 100.000 kadar insan...
..........
Danimarka’nın Atlas Okyanusu’ndaki Far Öer adaları da, 1.400 kilometrekarede yaşayan 50.000 nüfusla 1818’ten beri bağımlılığını sürdürüyor. 18 “özerk” ada...
.......
Şimdi, bu bölümü kapatmadan önce iki özel isim üzerinde kısaca duralım, çünkü ilginç...
“Cebelitarık” ve “Grönland”...
Birincisi İngiliz, ikincisi Danimarka sömürgesi olarak AB üyesi, AB toprağı sayılıyordu. “Tam üye”... Ama Grönland referandum sonunda AB’yi terk etti! Cebelitarık’ın durumuysa daha da vahim, çünkü BM’nin “sömürgecilerden kurtarılacak topraklar” listesinde.... Yani BM, bu toprakları AB’nin elinden kurtaracak...
Biraz karışık bir durum, değil mi ?
Bu “sömürgeci AB” hikayeleri şöyle:
Grönland... Dünyanın en büyük adası... Danimarka’ya bağlı “özerk topraklar”, “eyalet”... 2.166.000 kilometrekare,,, 60 bin nüfus... Para birimi şimdi Danimarka kuronu... Adanın yüzde 84’ü buz, buzul...
1721’den beri “Vikinglerin” sömürgesi olan Grönland, 1953’te, yeni anayasa ile “eyalet” oluverdi. Danimarkalılar, bu adanın vahşi sakinlerini kendilerine uyarlamak için çok uğraştılar, çocuklarını zorla Avrupa kıtasına, “eğitime” aldılar, dil öğrettiler. Onları “Kuzey Danimarkalılar” olarak adlandırdılar ve “medenileştirmeye” çalıştılar.
Bilirsiniz, Batı Avrupalılar meraklıdırlar “medenileştirmeye”...
1972’de, Danimarka’da “AB’ye girelim mi, girmeyelim mi?” referandumu yapıldı. Grönlandlılar “Girmeyelim” dediler ama diğerlerini izlemek zorunda kaldılar. Danimarka 1973’te AB üyesi oldu, Grönland da beraberinde...
Grönland’da bağımsızlık mücadelesi 1977’den itibaren sertleşti, yoğunlaştı. Milliyetçi partiler ortaya çıktı. 1979 başında, “Kuzey Danimarkarlı”lara “Danimarka Kraliyeti bünyesinde iç özerklik” verildi. Artık Grönland’ın bir parlamentosu vardı ve bu parlamento, 1982’de bir referandum düzenleyip “AB’den çıkıyoruz” deyiverdi.
Grönland 1985 yılında AB’den çıktı....
Hani AB’den çıkılamazdı?
Neden çıktılar, biliyor musunuz? Başta balıkçılık sektörü olmak üzere, kendilerini ve ekonomilerini korumak için... Özgür kalmak için... Karasularına kocaman gemileriyle serbestçe girip balıklarını avlayan diğer AB’lileri engellemek için...
Şimdi Grönlandlılar, kendi ırklarından olan Sibiryalı, Alaskalı ve Kanadalılarla işbirliğini geliştirerek yaşıyorlar.
AB’den çıktıkları için, AB belgelerinde, “AB üyesi bir ülkeye ait”, “Deniz Aşırı Memleket ve Topraklar” listesinde yer alıyorlar…
Yakında bu da değişecek gibi gözüküyor...
.......
Cebelitarık...
İngiltere ve Kuzey İrlanda tarafından yönetilen, özerkliği olmayan, İspanya’nın hükümranlık istediği Cebelitarık, 30.000 kadar insanın yaşadığı 6,5 kilometrekarelik bir alan... Bu insanlar, Avrupa Parlamentosu seçimlerine de katılıyor. Cebelitarık tam bir AB üyesi, İngiltere ile... İngiltere gibi avro alanı dışında kalıyor.
Cebelitarık’ın bağımsızlığı konusu, başta BM olmak üzere çeşitli platformlarda ele alınıyor. BM, 1968’den beri, yani tam 40 yıldır İngilizlerden geri çekilmelerini istiyor. İspanyollar bastırıyor, bu toprakları istiyor.
Cebelitarık, İngiliz askelerin “işgalindeki” bir “sömürge” olup, iki AB üyesi arasında büyük kavgalara yol açıyor; BM ile AB arasında da oldukça “tuhaf” bir muhabbete konu oluyor.
Evet, Cebelitarık AB üyesi ama Birleşmiş Milletler’in “sömürgecilerden kurtarılacaklar” listesinde...
Durum bu.
Şimdi sormaya hakkımız var mı acaba, Türkiye Kıbrıs’ta “işgalci” ise, AB nerede, neci?..





